başarılı okul1.jpg
Hıfzı Yetgin- 23 Nisan Günü aklıma düşenler.
1951 yılında doğmuş olsam da değerlendirecek yeterlikte kişisel yaşantıya sahip değilim. O nedenle köy enstitülerini, 1948 programını değerlendirme dışı tutarak söylüyorum ki; Ülkemin 40 yılı sürekli arayış ve karar verip caymalarla geçti. 1968 programını uygulayan her sınıf öğretmeni PDR ciydi. Özgüveni yüksek insan temel alınıyor ve grup çalışmaları ile insanın sosyal yanı destekleniyordu. Bu programın eleştirilebilecek yanı davranışçı yaklaşımı azıcık kutsamasıydı. Giderek yönlendirmeyi keşfetmeye başladık. Kredili sistem yönlendirmeye başlamak için çok güzeldi. Sabredemedik ya da sabrettirilmedik.Peşinden Biz öğretmenimize "güveniriz" dedik ve süper liseleri başlattık. Ama güvendiğimiz öğretmeni destekleyemedik. Kredili sistemi 1999 daki yönlendirme yönergesiyle buluşturabilseydik. Süper lise uygulamasında öğretmeni kişisel gelişimlerine yatırım yapabilecek bakış ve bunu sağlayabilecek ekonomiye kavuşturabilseydik. Yapılandırmacı yaklaşım temelli programlarımızı hazırlarken 1968 programının her öğretmen PDRci olmalı bakışından kopmayabilseydik. 1968 programlarındaki davranışcılığı kutsamayı törpüleyip yapılandırmacı yaklaşımla bu anlayışı kaynaştırabilseydik. F@tih (farkındalığı artırma teknolojiyi iyileştirme hareketi) projesini başlatırken işe İl-İlçe yöneticilerinden (Vali,Kaymakam ve diğer tüm il-ilçe müdürleri ve hemen tüm okul yöneticileri ve öğretmenler) eş zamanlı eğiterek işe başlayabilseydik. İddia ediyorum. Dünya'nın bizi yakalamak için çoook koşması gerekirdi. Vurduk tekmeyi hepsini bir bir yokettik. Anlaşıldı yoketme görevimiz mizyon-vizyon dengesi içerisinde devam ediyor. Artık tevazuyu bıraktım. Allah aşkına biri de çıksın bir kerecik bu hususları bilen var mı diye bir sorsun...23 Nisan günlerinde vali kaymakam, cumhurbaşakanı ve bakanların koltuğuna şakacıktan oturtulan çocukların öz güvenlerine yaptığımız katkı, onlarca yılın eğitimiyle kazandırılamayacak derecede önemli bir işti. Kimler önerdiyse ve onlarca eğitim fakültesinin bir o kadar dekanın dan bile tek kişi bile çıkıp ; " ALLAH AŞKINA YAPMAYIN BU ÇOCUKLARDA ALLAHIN KULU" diyecek tek "KİŞİ" çıkmamışsa ! "yapmayın" "cehalet" ancak bu kadar dışa yansıtılır deyip bırakacağım sözümü... Yarın 23 Nisan'ın benim için önemi; çocukların şakacıktan Cumhurbaşkanı, bakan, vali, kaymakam, müdür olabilmeleriydi. Şimdi olamıyorlarsa kimse kusura bakmasın. Uğurlar ola...



ÖĞRETMEN
İyi öğretmen olunuz ! İyi öğretmen olunuz denilince hemen iyi öğretmen olunamıyor. İyi öğretmen olabil­mek başka şeylerin yanı sıra bizzat öğretmen adının sahibinin de iyi öğret­men olma arzusu taşıyor olması gerekiyor.
Bazıları "Sürücü belgesi olan kişiye otomobil kul­lanmayı biliyor musun? diye sormak nasıl "abesle iştigal” ise öğretmenlik diploması olan kişinin de iyi öğretmen olup olmadığını değerlendirmek, yargıya varmaya çalışmak, öylesine bir "iştigaldir" diyorlar. Demesine diyorlar da; hayatı belirleyen tek başına kişilerin düşünceleri olmuyor. Zaten olmamasını da yadsımamak gerekiyor.Niye ? zira; Çoğu zaman düşünceler de subjektiflik içeriyor. Ama bunun da doğal sayılması gerekiyor.
Öğretmenlik işi “sürücülük” işi gibi bir örnekle karşılaştırma götürmeyecek kadar hem önemli hem de eniyle de boyuyla da çok boyutlu bir iş. Dünyada yaşanan kesintisiz gelişme mesleki olarak sürekli yenilenmeyi ge­rektiriyor.
İşi eğitim olan öğretmen, öğrencilerinin yapılanmaları ile uğraşırken, kendi eğitiminin gereklerini, eğiti­min dışında tutma gibi bir sapma gösteremez. Böyle bir yanlışa saplanamaz. Öğret­men için mesleki yeteneklerini geliştirmek, alanında ustalaşmak, eğitim biliminin birikimini kavrayabilmek, aynı zamanda kavrayabildiklerini uygu­layabilmekle doğru orantılıdır.
Öğretmenin kendisinin eğitimine sığ bakması, bunu eğitimin niteliğinin bütününden koparması, her gün geometrik artışla gelişmeler kaydeden, her alandaki gelişmelere paralel bir rotada gelişen eği­tim biliminin bulgularından uzak durma sonucunu doğurur ki, buda öğretmenin karşılaştığı pek çok güçlük karşısında çözümsüz kalmasına, en azından yeterli etkileşmeyi sağlayamamasına yol açar.
Öğretmenin kendisini yüzeysel bir birikimle sınırlı bırakması, uygulama ufkunu da sınırlı bıra­kır. Öğretmenin yetkinleşmesi, çaplı bir inceleme, öğrenme tutkusu ve edindiği bilgiyi uygulamaya koyması ile mümkündür. Öğretmen öğrencilerini keşfederek öğrenmeye yönlendirirken kendi gelişmesini de sınırlamamalıdır. Mesleki olarak da bilimsel nite­liği olan bilgiyi kavramalı ve bunu uygulamaya koymalıdır. Hiçbir koşulda bilimsellikten ve alanının somut gerçeklerinden uzaklaşmamalıdır.
En geniş anlamda bilimsel niteliklibilgi birikimi olmadan, eğitimin sağlıklı yürütülebilmesi de mümkün değildir. Birincisinin olması ikincisinikolay kılar. Ama birincisinin yokluğu ikincisini kesinlikle olmaz kılar. Var olanla yetinmek "Olduğu kadar olur" gibi bir anlayışa sığınmak 21.yy. öğretmeninin duruşu ola­maz. Eğitim alanındaki bilimsel nitelikli bilgi birikimi olmadan, sağlıklı bir eğitim çalışmasının olama­yacağı gerçeği, yalnızca zaman zaman konuşulan bir söylem olmamalıdır. Bu husus çağın öğretmenin yaşamına yön veren bir ışık ve hatta onun bir yaşama biçimi gibi görülmelidir.
Mesleki gelişmelerin izlenememesine, bu alandaki birikim sığlığına pek çok gerekçe sıralamak mümkün­dür. Bu gerekçelerin her biri de, gerçekten hak verilecek gerekçeler gibi de gözükebilir. Ama hiçbir öğret­men bu gerekçelere sığınarak mesleki sığlığı haklı gösterme cabası içerisinde olmamalıdır. Zira sığ bir mesleki formasyonla; belki işler bir süre yürüyor­muş gibi gözükebilir. Ama öğretmenliğin asıl yönü olan öğrencilerinin kendilerini yapılandırmalarına yön verme görevi gereğince yerine getirilemez. Bu konu da bu işin sahibi herkes, kendisini gözden geçir­mek durumunda olmalıdır.
Öğretmenler bir ülkenin geleceğini hazırlayan önemli unsurlardır. Kendisini geliştirmeyen gerek mesleki ve gerekse kültürel sahalarda yetkinleşme cabası içeri­sinde olmayan bir öğretmenin, gerilememesi mümkün değildir. Bu iş tek tek bi­le olsa öğretmenlerin bilinçli ve ısrarlı gayret göster­melerini zorunlu kılmaktadır.
Eğitim işiyle uğraşan kişilerin 21.yy becerilerine ait düşünce ve kuramları incelemeleri, incele­mekle de yetinmeyip, tabii ki bu düşüncelerin içselleştirilmesini sağlama çabası içinde olmaları gerekmektedir. Bu amaçla mesleki yayınların, mesleki yetkinleşmeye dönük kitapların, günlük basının, şiir, roman, hika­ye, sinema, tiyatro, konferans, sergi, panel, açık oturum, forum vb, kaynak ve etkinliklerin izlenmesi, ama mutlaka izlenmesi görev olarak kabul edilmelidir. Vurgulamak gerekirse; öğretmen öğrencilerine yardımcı olurken, kendisini geliştirmesini savsaklamamalıdır. Bunun için var olanlayetinmemeli, daha iyiyi, da­ha da iyiyisürekli aramalıdır.
Eğitimin niteliğini yükseltmenin yolu önce öğ­retmenin niteliğinin yükseltilmesinden geçmektedir. Bu konuda öğretmenlerin yanı sıra, diğer her ke­simin de üzerine düşeni yapması gerekmektedir. Unutulmamalıdır ki; eğitimde kaybedileni geri kazanmak çok zordur. Eğitimin hedefleri belirlenirken.esas alınması gereken Emden seviyesi değil Everest tepesi olmalıdır. Unutulmaması gereken son cümle de; eğitimin maliyetini yüksek bulanların cehaletin faturasını ödeyemeyecekleridir. Hıfzı Yetgin

ÖGRETMEN SÖZCÜĞÜ BİLİMSEL TUTUMA SAHİP OLMAYI DA İÇERİR.


external image date.png
external image date.png
20.11.11
external image user.png
external image user.png
yetginhoca1
external image comments.png
external image comments.png
No comments


Çok doğal gibi görünen bir olgunun 1630'lu yıllarda kopardığı gürültüyü bugünün insaninin söylediği kadar tam kavrayabilmesi pek ko¬lay olmuyor. Bilimin ulaklığı noktada pek çok kişinin vanında Galileo'nun da büyük rolü olduğu bir gerçek. Galileo'nun "Herşeye rağmen dünya dönüyor" sözü vaptığı işe saygı duyan her insana örnek olması gerekir diye düşünmüşümdür.
Galileo'nun yaşamı bulunan doğruların söylenmesinin engellenmemesi gereğine de iyi bir örnektir. Yönetenlere de yönetilenlere de bu örnek mesaj oluşturur. Yine Galileo'nun yaşamı bilimsel tutuma sahip olabilme, bu tutuma sahip insanlar yetiştirebilmenin gereğine de örnek oluşturur
Dünyanın döndüğü gerçeğini her duyduğumda hem bir coşkuyu hem de bir utancı birlikte yaşarım. Bunun “ insan ol¬ma” özelliğinden kaynaklanan bir olgu olduğunu kavrayana kadar da epey huzursuzluk çekmişimdir. İnsanoğlu yaşamını sürdürür¬ken değişik sorunlarla karşılaşır. Bu sorunların üstesinden gelebilmek içinde yoğun bir uğraş verir. Kişi düşünebilme becerisini kazanabilmişse, bu so¬runların pek çoğunun üstesinden gelebilmekte zorlanmaz.. Tersi durumun vardığı durak başarısızlıktır. Mavi gezegenin hangi köşesine gidersen git uygun koşullarda 2 hidrojen 1 oksijeni birleştirdiğinde elde edeceğin sonuç kadar kesinlik taşır bu tespit de.
O zaman İnsan için uygun koşul faktörü devreye girmelidir. Nedir bu iş diyen olmaz ama ben eğitim diye söyleyivereyim yine de. İnsanları sorunlar karşısında başarılı kılmak birilerinin önemli görevi olmalıdır. Bu görevi söylemiş oldum az önce. İşte eğitim dediğimiz şeyin bunu sağlayabilme bilmesi, okulu hayatın kendisi durumuna getirebilmesine bağlıdır. Okul; bireyin toplum içerisinde yaşantısını sürdürürken sorunlarını çözebilme konusunda beceri kazandırabilirse görevini yerine getirebilir olur. Okulun başarısını değerlendirme de bu becerinin kazandırılması da eğitimin mihengini oluşturur.
Bu yaklaşım; bireyi sorumlu, özgür, yaratıcı, girişken ve teknoloji kullanan kılmanın da ön koşuludur. Bunun anlamı da öğrendiğinin içselleşmesidir. Zira kişi karşılaştığı sorunları çözdükçe özgüveni de artar. Kendi kendisine, kendini yönetme konusunda bağışıklık kazanmış olur. Okul çocuğa bilgi “kazandırırken “bu bilginin salt kuramsal olarak verilmesi ile kalmamalı, bu bilginin doğruluğunu kanıtlama konusunda da kişiye deneme olanakları tanımalıdır. Bu olanak tanınmadan kazandırılacak bilginin pek fazla bir anlam taşımayacağı gelinen 1991 yılında artık tartışmasız herkesçe de kabul edilmektedir. Kabul edilmesine kabul edilmektedir, ama hala kapağı açılmadık fen dolapları, raflarda duran deney araç ve gereçlerim ummak isterim ki senaryonun süsü değildir. Fen laboratuvarlarının sayısı az değildir. Bu araçlar çocuğa “öğrenmesini” istediğimiz şeyi kanıtlama fırsatI yaratmalıdır.
Bu tarz bir çalışma düşünebilen, akıl yürütebilen insanların sayısının çoğalması sonucunu doğuracaktır ki “ Ben “bunu istiyorum. Bunun sağlanabilmesi önce öğretmenin bilimsel tutuma sahip olmasını zorunlu kılmaktadır. Okulun görevini yerine getirebilmesi; hem yönetim ve hem de öğretim kadrolannın bilimsel tutumlu olması ile mümkündür. Demokrasinin yerleşmesinden, yaşam koşullarının iyileştirilmesine kadar pek çok sorunun sağlıklı çözüme kavuşturulmasının gizi; bu iki sözcüğün taşıdığı anlamdır. Bu gizin illegaliteden kurtarılacağı günleri görecektir yurdum.
Bilimsel tutuma sahip kişi: sürekli olarak incelemeci, araştır¬macı bir yaklaşım içerisinde bulunur. Beyninin kapılarını ye¬ni keşiflere açık tutar. "Fikri Sabitlik” içerisinde değildir. Bilgiyi deneme eğilimindedir. Dünya’ya hep siyah yada hep beyaz olarak bakmaz. Başka renklerin de arayışı içerisindedir. Yaşamı mutlakalar üzerine oturtmaz. Bilir ki mutlakalar üzerine inşa edilmiş görüş ve düşünceler de mutlaka yanlışlar vardır.
Bilimsel tutuma sahip kişi tez, antitez ve sentez süreçlerini kapsayan bir yöntemi kullanma kararlılığındadır. Her teze bir antitezle yaklaşır. Bu çelişmeden, bunlar arasındaki tartışmadan bir senteze ulaşır. Ulaştığı bu sentezi de bir tez olarak kabul eder. Onun da bir antitezi olduğunu düşünür. İla nihaiye bu yöntemi kullanır. Gerçeğe yaklaşmaya çalışır. Bu vöntemi kullanabilen birisi de herhalde doğruya daha yakın duracaktır. Tamamda Kişi salt bu yöntemle de kendisini sınırlamamalıdır. Tümden gelim ve varım yöntemlerini de beyin gelişimine yapacağı yatırımlar olarak görmelidir. Gözleme de önem vermelidir. Zira bilim görülebilen, gözlenebilen durumlardır. İleri sürülen tez ile gözlem sonuçlan tutarlılık gösterirse tez değer kazana¬caktır. Bilimsel tutuma sahip olma özelliği, öğretmen de bulunması gereken tek özellik de olamaz. İnsan yetiştirme işiyle uğraşan kişi de bu özellik tek basma elbette yeterli değildir. Ama bulunması da olmazsa olmaz bir özelliktir. Ama bu özelliğin yanısıra öğretmende; bu özelliği öğrencilerinin içselleştirmelerini sağlama kararlılığı da bulunmalıdır.
Bu özelliğin kazanılabilmesi, bu özellikle özdeşleşilebilmesi ilk günden itibaren öğretmenin kararlılık içerisinde bulunması ile mümkündür. İnsanoğlu bu tutumu binlerce yıllık birikim, binlerce yıllık tecrübe birikimine rağmen henüz talimatsız gösterebilir değildir. Gösterebilir olması kolay olarak da algılanmamalıdır. Bizi, yurdun bir ucun bir ucuna iğne ile kazılacak uzunca bir tünel projesi beklemektedir.
Öğretmenlerimiz de bu tutuma sahip olanların sayıları art¬tıkça, coğrafyamızın gelişmişlik düzeyi de geometrik bir artış gösterecektir.
Hıfzı Yetgin/1991 Şanlıurfa şimdi Burdur.